"Bir Kisa Film Yalnizca Bir Kisa Filmin Anlatabilecegini Anlattiginda Kisa Filmdir"

Uygar Asan - ilker Canikligil & Yonca Ertürk Söylesisi

kasim 1995 Antrakt
UA: "Agaç" filmi tatilin bitip sehre dönme vaktinin geldigi sahneyle baslar. Erkek için bir keyifsizlik anidir bu. is, gürültüler, yitirilmis çocukluk, gerçeklesmeyen düslerimiz, altinda uyunamayan agaç bekler bizi. Bu okuma bir sonraki filmin "Uçmak Istiyorum" için de gerçeklestirilebilir. Ancak doganin koynunda gerçeklesen o uçma, sehir imgesinin araya girmesiyle kesintiye ugrar. Ve filmin sonunu düsünerek söylüyorum: sehrin terk edilisi gerçeklesemez bir türlü. sunu sormak istiyorum ilkin: Nedir senin için sehir?

IC: Bir yapi olarak sehirden çok sehri olusturan seylerden rahatsizim ben. Gürültü, kalabalik, kirlilik, trafik, binalar, is dünyasi, medya soytariliklari, siyaset oyunlari...Tüm bu sistem, bu lanet hiz; arabalar, reklamlar, TV, süpermarketler...hepsi sehri olusturan seyler. Sonuçta sehir adini verdigimiz seyin bize en temel gerçekleri unutturmak için var olduguna inaniyorum. sehir bize sunu bagirir: Burası kocaman bir gösteri, hepimiz buradayiz, hiç ölmeyecegiz. Çünkü sehir büyük ve karmasiktir. içinde kendi ufak düzeninizi kurup oradan oraya sürüklenmeniz kolaydir. Bir süre sonra kendinizi her seyin merkezinde görmeye baslar ve hiç ölmeyecekmis gibi kosusturmaya devam edersiniz. Uç filmimde de hemen hiç sehir görüntüsü yok. Çünkü sehri sevmiyorum, sevenleri de anlamiyorum. Bos yerleri, otlaklari, tarlalari, yollari seviyorum. Oralarda kendimi rahat ve mutlu hissediyorum. "Bos yerler" bu çagin insani için önemli bir kavram...insanin kendini ve dogayi duyumsamasi için buna ihtiyaci var. Bu sonsuz evrenin merkezinde olmadigimizi animsayabilmek için bos yerlere ihtiyacimiz var. Ne kadar kabul etmesek de bizler ölümlüyüz, yasam süremiz kisa...Dünya ise tüm bozulmalara karsin harika bir yer. sehirler bu gezegenin kaçta kaçi ki?

öte yandan buradan kaçmak ne yazik ki çok zor. Ben de bu sehirde yasiyorum ve benim için en büyük eksiklik bu. Her seyin burada olduguna öyle inandirilmisiz ki...baska bir yasami seçmek cesaret istiyor. Bu durumda yapacak tek sey kaliyor: Ayakta kalmaya çalismak ve bu arada kendini tatmin için kisa filmler yapmak. Sonra da oturup sararmis bugday tarlalarini seyretmeyi seven ve uçmayi düsleyen baskalarini beklemek...Kim bilir belki birgün herseyi bastan kurabiliriz.

UA: "Uçmak Istiyorum" ülkemizde pek rastlanmayan bir yöntemle vizyona girdi. K. Ataman'in "Karanlik Sular" fiminden önce gösteriliyor sinemada. Neler oldu, nasil gelisti olay?
IC: Hiç kolay olmadi. Geçen yil "Agaç" bittikten sonra para kazanmanin yollarini ararken IFR adında bir reklam yapim sirketinde yönetmen yardimcisi olarak çalismaya basladim. sirket uzun metraj filmlerden para kazanmanın da yollarini arastiriyordu. Bu arada benim mezuniyet filmimi de desteklemek istediklerini söylediler.Böylece "Uçmak Istiyorum" u 35 mm olarak çekme sansi dogdu. Açikçasi ben de bunu ve IFR sayesinde kurdugum iliskileri kullanmak istedim. Böylece reklama harcadigim bir yil da is yaramis oldu. Ama tabi film sadece IFR sayesinde oldu diyemeyiz. Yonca Ertürk yapimcilik yapti. Onur Eroglu görüntü yönetmenligini üstlendi. Bu filmi ancak onlarla yapabilirdim. iyi de oldu...çünkü özel bir projeydi, piyasadan kimsenin katlanmak istemeyecegi bir seydi. Mesela her sabah saat 3.30'da çekime hazir olmak gerekiyordu. Oyuncum Murat önol da vincin ucuna asilmak gibi tehlikeli ve acili islere katlandi. Perfect Day harika müzikler yapti.Hepsine tesekkür borçluyum.

Film bittigi siralarda yine IFR' de reklam yönetmenligi yapan K.Ataman' in "Karanlik Sular"i da gösterime girmek üzereydi. Bu firsati degerlendirip biz de gösterime çikalim dedik ve bunu Istisnai Filmler'e önerdik. Onlar da onaylayinca hizli bir tempoyla basin bültenleri, Pasha' daki gala organizasyonu, afis, dialar, davetiyeler yapildi ve sonunda film gösterime girdi. Aslinda ben bir uzun metrajin önüne girme düsüncesine karsiydim eskiden ama açikçasi neler olacagini merak ettim. Ayrica filmini perdede izlemek muhtesem bir duygu...sadece bunun için bile degerdi...

UA: Kisa filmcilere ipucu olabilir diye soruyorum: Filmin maliyeti, çalisma kosullariniz gibi konularda bilgi verir misin?
YE: Ben ilk defa bir kisa filmde çalistim. Kendim için birsyler yapmak çok iyi bir duyguydu. Ama reklam yapiminda görülmeyen çok üzücü ve aslinda gereksiz zorluklarla ugrasmak zorunda kaldim. En basit isler uzun sürdü, izinler zor çikti. Ekibin uygun zamanlarina göre takvim sik sik degisti. Çalisma kosullari senaryo geregi de zordu. Çekim saatlerimiz anormal olunca hayati harcamalarimiz artti. Çekim ekibimiz parasiz çalisti ve çok yoruldu. Birçok teknik malzemeyi de piyasadaki insanlarin yardimiyla parasiz veya çok ucuz kullandik. Aslinda basta paramiz filmi bitirmeye yetiyordu. Bu da 4000 dolar civari bir para. Ama kameralarin eskiliginden kaynaklanan bir takim yanlislar hesabimizi bozdu. Baskida düzeltilmesi gereken bölümler oldu. Laboratuvarimiz Sinefekt zaten fazlasiyla indirim yapmisti. Geri kalan borcumuzu da IFR verdi. Böylece film 6000 dolara bitti. ilk gösterim,filmi izledikten sonra bize parasiz gösterim izni veren Pasha' da oldu. Baska bir sinema bunu kabul etmemisti. Daha sonra da Beyoglu Sinemasi' na filmin gösterim masrafi olarak 600 dolar gibi bir para ödendi. Gösterim kesinlesince bunu duyurmak için basin bülteni dagittik. Bu çok zor bir sey degil aslinda. Hemen de kullaniliyor bu haberler. Ama medyanın takibi için en az 20-25 milyon isteniyor.
UA: Telefondaki konusmamızda "sessizlikten" sikayetçi olmustun. Entellektüel sorgulama eksikligi miydi kast ettigin, bir tür tepkisizlik...
IC: Akademik bir bitirme tezini gösterime çikarmak bir iddiaydi. Baslarda pek ilgi görecegini düsünmemistim. Fakat garip sekilde, hazirladigimiz basin bülteni ve dialar bütün gazete ve dergilerde yayinlandi. Bu bizi önce sevindirdi. Ama gösterime girdikten sonra kimse film üzerine tek satir yazmadi. iyi ya da kötü hiç bir sey... Ataman bile söylesilerinde bizden söz etmedi (belki de söz etti ama yayinlanmadi). Bunun anlamini çözebilmis degilim. Tabii ki bir kisa filmle popüler olup söhrete kavusmayi beklemiyordum. Ama önümüzde üzerinde ugrasilmis ve ortaya çikmis bir film var. üstelik alisik olmadigimiz türden bir film...bir kisa film. Arkasinda agitlar yakilan Türk Sinemasinin gelecegi sonuçta bizleriz... ve bizim dogru dürüst, bilimsel tabanli elestiriye ihtiyacimiz var. Ama ne yazik ki böyle bir elestiriyi yapabilecek insanlarin sayisi Türkiye'de çok çok az. Geçen yil "Agaç" üç festivalde birden "en iyi film" seçildi, Cine5'de sifresiz olarak iki kere yayinlandi. Onunla da ilgili kimse tek söz etmedi. Aslinda belki de böylesi daha iyi, çünkü elestiriye kalkisanlar saçma sapan seyler de söylediler çogunlukla... araba reklami gibi dediler mesela. Bu bir elestiri degil. Böyle düsünenlere söyleyebilecegim tek sey var: Dikkatli izlesinler ve biraz düsünsünler.
UA: ilerde sormayi düsündügümüz, insanlarin verecekleri ya da gönderecekleri yanitlarla dergimizde bir sayfa açacagimiz soruyu ilk defa sana soruyorum: Kisa film nedir?
IC: Benim tanimim su "Bir kisa film yalnizca bir kisa filmin anlatabilecegini anlattiginda kisa filmdir." Tekerleme gibi görünen ama aslinda Broch'a göre romanin tanimi olan bu cümle gerçekte çok önemli bir ilkeyi belirliyor. Biçim ve öz ayrilmaz bir bütündür. Bu ne demek? Bir kisa film öncelikle "kisa" oldugu için ve ticari kaygisi olmadigi için konulari ve biçimi de buna bagli olarak gelisebilir. Yani kisa film alabildigine kisisel, özgür, deneylere açik bir alandir. Insanlar bana filmlerimin konularini sorduklarinda yanit vermekte güçlük çekiyorum. Çünkü benim kisa filmlerim ancak ve ancak bir kisa filmle ifade edilebilecek seyleri anlatiyorlar. Bu anlamda fimlerimi ahlakli buluyorum. Kisa filmi kisaltilmis film olarak görmek entellektüel olarak ahlaksiz bir tutum. Yaptigim tanimin iyi bir tanim oldugunu düsünüyorum. Çünkü içine pek çok seyi aliyor. örnegin birkaç yil önce bir Amerikali' nin polisler bir zenciyi döverken çektigi filmi hatirlarsiniz. Bu da bir kisa filmdi. Çünkü böyle bir olay sadece kisa filmin alanina girer. Sanatsal degeri yok diyebilirsiniz ama sanat da sadece sunusla ilgili bir sözcük. Ayni filmi sinemada gösterirseniz insanlar sanatsal olduguna da ikna olabilirler.
simdi neler var gündeminde?
IC: 23 yasindayim ve "Uçmak Istiyorum" üçüncü kisa filmim. Böylece okul da bitmis oluyor. Ben filmlerimi seviyorum, hepsini çok dürüst ve kendime has buluyorum. simdi asil zor olan basliyor: Hayat... Reklam sektörünü sevmiyorum ama bir yerden para kazanmak gerekiyor. Film çekmeyi seven biri için çok da seçenek yok Türkiye' de. Geriye dönüp bakarsak üç kisa film, pekçok ödül, TV' de yayin, 35 mm. çekebilmek ve son olarak vizyona girmek...ve bunlar daha okuldayken oldu. Bunlara bakip gelecegin çok parlak oldugunu düsünebilir insan. Ama ben karamsar ve huysuzumdur. Yine de mutluyum çünkü yapmak istedigim filmleri, birlikte çalismak istedigim insanlarla yaptim. Bundan sonra da filmler yapabilmek isterim tabii...bir bilimkurgu örnegin. Ama umutlu degilim. Hangi bilimkurgu geleneginin üzerine kurabiliriz böyle bir filmi? Türkiye de yasamak eksikliklerle yasamak demek. Kesinlikle böyle bu. iste sayilar ortada: ilk hafta yediyüz seyirci...bu rakamlarla nereye gidilir bilmiyorum. Galiba kisa film en iyisi...